Yüz yılların tarih birikiminin taşlara, duvarlara, çeşmelere, merdivenlere ve minarelere yazıldığı koca İstanbul’un gerçek merkezinde bir yolculuğa çıkmak ister misiniz? Taksim Meydanı’ndan Tünel’e kadar yoğun kalabalığın içinden geçip, bir anda daralan yolların getirdiği ihtişamlı tarihe kendinizi bırakın. Yanınızdan geçen Cenevizli tüccara, Yahudi esnafa, Ermeni papaza, Rum aşçıya, Kadiri şeyhine ve Türkmen gemiciye selamınızı eksik etmeyin. Hepsinin sesini ve kokusunu bu yollardan esip geçen Boğaz melteminde duyacaksınız. Yeter ki gözlerinizi ve gönlünüzü açık tutun.

 

Galata Mevlevihanesi

galata mevlevihanesi

Tünel’in hemen yanında Galip Dede caddesinin başlarında kalan Galata Mevlevihanesi, 1491 yılında İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Etrafındaki hareketli dükkanlardan farklı olarak sadeliği ile hemen dikkatinizi çekecek olan yapı, içine girince sizi bambaşka bir diyara götürecektir. Dışarıdaki gürültü yerini bir anda huzura ve sessizliğe bırakacak. Erguvanlı bahçede sanki bir rüyaya dalacaksınız. İstanbul’un en eski mevlevihanesi olan bu yapıda kütüphane, sergi alanları ve sema gösterilerinin yapıldığı geniş iç avlu, şeyh dairesi ve hünkar bölümü bulunmaktadır. Ziyarete açık olan mevlevihane Tünel ve Karaköy arasındaki tarih yolculuğuna başlamak için eşşiz bir noktadır.

 

Galata Kulesi

galata kulesi

Yaklaşık 70 metreyi bulan yüksekliğiyle İstanbul silüetinin en önemli parçalarından olan Galata Kulesi’nin yapım tarihi M.S. 528 yılına uzanır. Bizans İmparatoru Anastasius Oilosuz tarafından fener kulesi olarak yaptırılan kule, geçirdiği yangından sonra kullanılmaz hale gelir. Uzun yılların ardından Cenevizliler 1348 yılında kuleyi yığma taştan tekrar ayağa kaldırırlar. Haliç ve Boğaz için savunma kulesi olarak kullanılır. Osmanlı hakimiyetinden sonra da gözetleme kulesi olarak hizmet etmeye devam eden kule, 1967 yılından sonra turizme açılmıştır. Şu an içerisinde restoran ve kafelerin bulunduğu kule, her daim önünde içini gezmek için bekleyenlerin ve önünde fotoğraf çektirmek isteyenlerin yarattığı kalabalıkla “Ben buradayım!” diyor.

 

Kamondo Merdivenleri

kamondo

Voyvoda Caddesi ile Banker Sokağı’nı birleştiren merdivenler dönemin ünlü banker Abraham Salomon Kamondo adına 1850 yılında yapılmıştır. Bu meşhur merdivenlerin aslında çok naif bir hikâyesi vardır. Avusturya Lisesi’nde okuyan torunlarının okula giderken yokuşu rahat çıkabilmeleri için yaptırılan merdivenler, bir süre sonra Karaköy’den Tünel ve Pera’daki iş yerlerine çıkan azınlıkların da tercih ettiği bir yer olmuştur.  16. yy’da İspanya’daki engizisyon mahkemelerinden kaçarak İstanbul’a yerleşen ve İstanbul’un modernleşmesinde ve ekonomi merkezi olmasında büyük payı olan Kamondo ailesinin sonu maalesef merdivenler kadar güzel olmamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Fransa ve Avusturya’ya yerleşen aile fertleri, 2. Dünya Savaşı’nın utanç kaynağı Nazi toplama kamplarında hayatlarını kaybetmiştir.

 

Bankalar Caddesi

Bankalar Caddesi olarak bilinse de adı Voyvoda Caddesi olan bu tarihi yer 19. yy’dan başlayarak 1930’lara kadar İstanbul mâli hayatının en önemli noktasıydı. Bu caddede, imparatorluk döneminin en ünlü bankerleri, tüccarları, Şirket-i Hayriye ve Tünel-Tramvay şirketleri gibi önemli mâli aktörlerin yanısıra Sultan Abdulaziz’in düşürülmesine neden olan ekonomik darbeye ve döneminin en güçlü borsası olan Galata Borsası’na ev sahipliği yaptı. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun iflasının ardından kurulan Düyun-ı Umumiye’ye ve Osmanlı Bankası gibi dönemin önemli kuruluşlarına da ev sahipliği yaptı. Günümüzde de birçok köklü bankanın ana binalarının bulunduğu cadde, İstanbul’un ticaret hayatının simge noktalarından biri olmaya devam etmektedir.

 

Arap Camii

arap camii

İstanbul’un ilk camisi neresidir diye merak edenlerin içini rahatlatacak olan bilgi geliyor. Mevlevihane, Galata Kulesi, Kamondo Merdivenleri ve Bankalar Caddesi’ni geçip Karaköy’e doğru yol alırken bugünkü Perşembe Pazarı’nın içerisinde bulunan caminin yapım yılı M.S. 717’dir. İstanbul’u kuşatan Arap Ordusu kumandanlarından Abdülmelik’in oğlu Mesleme tarafından yapıldığı düşünülür. Eski bir Bizans kilisesinin kalıntıları üzerine inşa edilen yapı birçok kere el değiştirir. Şam İsyanı’nın çıkmasıyla İstanbul kuşatmasını sonlandırmak zorunda kalan Arap Ordusu geri dönünce, Bizanslılar tarafından tekrar kiliseye dönüştürülen yapı, İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle tekrar cami oldu. İspanya’daki Beni Ahmer Devleti’nin yıkılmasıyla İstanbul’a göçen Arapların bu bölgeye yerleştirilmeleri sonucu cami tekrar Arap Camii adını aldı. Farklı mimari özellikleriyle sizi tarih içinde yolculuğa çıkaracak olan bu camiyi sakın es geçmeyin.

 

Fransız Geçidi

Artık Karaköy’e indik, İstanbul tarihinin köşe başlarından geçtik ve doyduk demeyin. Bir de Fransız Geçidi’ne gelin ve bir kafede yorgunluk kahvenizi yudumlamayı deneyin. Yapım tarihi 1850 olarak düşünülen bu ticari han yapısının mimari ve ilk sahibi bilinmiyor. Günümüzde İstanbul’un ilk yatırımcı ailelerinden olan Narmanlı Ailesi’nin mülkü olan geçit, dikkat çeken el işlemeli pasaj kapısının yanı sıra sadeliğiyle de sizi büyüleyebilir. Karaköy’ün kalabalığı ve enerjisinden bir nebze ayrı durabileceğiniz bu geçit maalesef yakın zamanlarda yapılan eklemelerle tarihi özelliklerini kaybetmiş gibi görünebilir. Ama Kemankeş Caddesi’ndeki girişinden şöyle bir göz seyirttiğinizde Karaköy Limanı’nındaki vapurlara koşturan 20. yy’ın başlarındaki iş adamlarını ve şık hanımefendileri görebilirsiniz.

İlgili Yazılar

Yorum Yap