Yaşadığı dönem olan 17. yy’ın halk kahramanlarından olan ve hala bizlere bilim ve yaratıcılık ilhamı veren büyük insan Hezarfen Ahmet Çelebi’yi övmeye doyamadığımız bir yazı ile analım dedik. Evliya Çelebi der ki: “Deli Hezarfen Ahmet uçmayı 10. yy’ın dahilerinden İsmail Cevheri’nin eserlerinden yola çıkarak aklına koymuş. Ulu Sultan Murad’dan çekinmeden kendini Galata Kulesi’nden aşağıya bırakmış, bir kuş misali süzüle süzüle Üsküdar’a kadar uçmuştur. Sultan Murad, bu mucizevi seyahati Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa Köşkü’nde sevinç gözyaşlarıyla izlediyse de ‘Bu âdem pek havf edilecek bir âdemdir, her ne Murad ederse elinden gelir, bu şekilde kimselerin bakışı caiz değil’ diyen vezir takımının tesiri altında kalarak onu Cezayir’e sürmüştür.” Çelebi, dostu Hezarfen’in orada vefat ettiğini anlatır. Haydi bre o zaman, biz de Hezarfen’in hayatına bir daha bakalım. Uçmak öyle kolay iş değildir, ağalar.

hezarfen ahmet çelebi

İsmail Cevheri

Dedik ya,00 Hezarfen, İsmail Cevheri’den ilham almıştır. Peki, meşhur Cevheri’ye ne olmuştur? Maalesef kendisi bu uçma deneyleri sırasında hayatını kaybeder. Ama Hezarfen Ahmet’in uçma tutkusu bu kötü tecrübeyi görmez olur. Onun aklına bir kere kuş gibi uçma fikri girmiştir. Tabiri caizse sabah namazından yatsıya kadar elinde bir takım kağıtlar, aklında deli sorular Galata’dan Tophane’ye ne kadar meyhane varsa arşınlar. Sabahın ilk ışıklarına kadar sönmez evindeki mumlar. Hafiyelerin gözü kulağı onda olsa da kim onu yolunda çevirebilir ki efendiler.

 

Leonardo Da Vinci

Rönesans’ın meşhur bilim adamı ve sanatçısı Leonardo Da Vinci’nin uçuş araçları üzerine yaptığı çalışmalardan oldukça etkilenir. Da Vinci’nin tasarımı olan ve hava akımlarını en iyi şekilde tutabilen suni kuş kanadı yapımlarını tatbik etmiştir. Bu belgelere ve bilgilere nasıl ulaştığı ise büyük bir gizemdir. Ama dönemin İtalyan ve Yahudi bilginleriyle oldukça sıkı fıkı olan Hezarfen’in bu tasarımları barındıran belgelere ulaşmış olması oldukça akla yatkın gelmektedir.

 

Galata Kulesi

galata kulesi

Tarihler 1623 yılını gösterdiğinde Hezarfen Ahmet Çelebi artık araştırmalarını tamamlamıştır ve kendi tasarımı olan kanat benzeri bir yapıyla Galata Kulesi’nin tepesine çıkar. Aşağıda toplanan halk onun bu çılgınlığı karşısında hem hayranlık hem de korku dolu gözlerle beklemektedir. Hezarfen büyük bir cesaretle kendini metrelerce yükseklikteki boşluğa bırakır. Şansı yaver gider ve Haliç’ten esegelen bir fırışka meltemi kanatları doldurur. Boğazın sularına doğru yükselen Hezarfen Ahmet bile şaşkınlıktan sevinç naraları atar.

 

Üsküdar Meydanı

Her kalkışın bir de inişi olacağına göre bu yolculuk da bir yerde sonlanmak durumundadır. Aslında denize bile düşse yeterince uçmuş sayılabilecekken rüzgarın yardımıyla kendini Boğaz’ın karşısında bulan Hezarfen Ahmet, bugünkü Üsküdar Meydanı olan ve Mihrimah Sultan Camii’nin bahçesine takemül eden arsaya konar. Bir mucize yaratmıştır ve tarihte uçan ilk insan olmuştur ama kader ağlarını örer.

 

 

Sultan Murad Han Hazretleri

Hezarfen Ahmet Çelebi’nin hayatında çok önemli bir rolü olan Sultan 4. Murad, onun uçuşunu Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa Köşkün’den oldukça merakla ve çoşkuyla izlemiştir diye rivayet edilir. Ardından Hezarfen’i huzuruna çağırmış ve müthiş bilim adamına olan hayranlığını ve takdirini bir kese altınla taçlandırmıştır. Fakat olaylar bundan sonra sarpa sarar. Sultanın etrafındaki bazı kötü niyetli paşalar, Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Sultan Murad’ın karizmasına zararlı olabileceğine karar verirler. Olaylar gelişir ve ferman-ı sultanla Hezarfen, beş parasız bir halde Cezayir yollarına düşer.

 

Cezayir

Öz be öz İstanbul çocuğu Binfenli, zeka küpü, deli dolu Hezarfen Ahmet Çelebi, Sultan Murad’ın emriyle Cezayir’e sürülür. Evliya Çelebi, bu sürgünden sonra dostu Hezarfen’den bir daha haber alamadığını yazar ama Sultan Murad’ın adamlarının onu orada da rahat bırakmadıklarına emindir. Boğaz’ı uçarak geçen adam maalesef Cezayir’de bir köşe başında öldürülmüş de olabilir, bir sürgün evinde elinde yepyeni tasarımlarla kalbine yenik düşmüş de olabilir. Hezarfen’in bu uçma hikayesinin tek tanığı olan Evliya Çelebi’ye inanmaktan başka çaremiz yok gibi dostlar.

İlgili Yazılar

Yorum Yap